• İstanbul17 °C
  • Ankara18 °C

SÜLEYMAN SAYAN / SPOR AKTÜEL

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
SÜLEYMAN SAYAN / SPOR AKTÜEL

FİLİSTİN ÖZGÜR OLANA DEK

01 Ekim 2026 Perşembe 15:42

Bir çocuğun eline bir futbol topu verin. Nerede doğduğunu, hangi dili konuştuğunu, hangi bayrağın altında yaşadığını sormayın. Topu önüne bırakın ve oynasın. Çünkü futbol, çocukların dilidir.

Ama bazı çocukların topu yoktur.

Bazılarının oyun oynayacağı sahalar bombalanmıştır. Bazılarının formasının yerine kefeni, tribünün yerine sığındığı bir beton parçası vardır. Bazıları ise daha maçın başlama düdüğünü bile duyamadan hayattan koparılmıştır.

İşte bazen bir futbol maçı, yalnızca futbol maçı değildir.

Bazen bir stadyum, dünyanın en büyük kürsüsüne dönüşür.

Peki bir futbol maçında kaç tane mesaj verilebilir?

Bir, iki, üç...

Hayır, hayır!

Söz konusu Konyaspor ise dünyanın gündemine oturacak kadar çok mesaj verilebilir.

Üstelik bu mesajlar maç başladığında değil, maçtan çok önce başlar ve son düdüğe kadar devam eder.

“Evimiz evinizdir” denilerek misafir tribününün açıldığı, “Aynı taraftayız, aynı taraftayız” sloganlarıyla hazırlanan bir maçtan, Konya’dan bahsediyoruz. Stadyumun önünde meşalelerle, adeta şampiyon bir takım karşılanıyormuşçasına oluşturulan kortej, Filistinli futbolcuları eminim ki etkilemiştir. Ancak stadyumun içine girdiklerinde karşılaştıkları atmosfer, onların hafızalarına kazınacak ve muhtemelen hiç silinmeyecektir.

İşe meslektaşlarımızdan başlayalım. Güney tribününden verilen ilk mesaj şuydu:

“Kalemleri susturabilirsiniz ama yazdıkları gerçekleri asla yok edemezsiniz.”

Filistin’de görevleri sırasında hayatını kaybeden gazetecilerin fotoğraflarının yer aldığı bu mesajla, Filistinli gazetecilerin dünyaya yalnızca haber değil, aynı zamanda insanlık onuru miras bıraktığı anlatıldı. Pankartın altında ise tek bir cümle vardı:

“Journalism is not a crime.”

“Gazetecilik suç değildir.”

Ve hemen ardından... Kuzey tribününden gelen mesaj.

İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Filistinli sporcuları sembolize etmek amacıyla, bazı sporcuların

Filistin bayrağı üzerine resmedildiği koreografide şu ifade yer aldı:

“Israel killed 1,014 athletes in Palestine.”

“İsrail, Filistin’de 1.014 sporcuyu öldürdü.”

Konya’dan dünyaya, bir spor organizasyonu üzerinden verilen son derece güçlü bir mesajdı.

Bitti mi? Hayır.

Daha yeni başlıyoruz. Gelelim Doğu tribününe...

Doğu tribününde dört bölümden oluşan bir koreografi vardı. Ancak tam da burada Konyaspor ve Türkiye, dünyanın gündemine daha güçlü şekilde taşınmaya başladı.

Seremoni esnasında başlayan koreografi, Filistin tarihinin hafızalara kazınmış acı sembollerinden biriyle başladı. 2000 yılında patlak veren İkinci İntifada'nın henüz başlarında, 12 yaşındaki Muhammed el-Durra, babası Cemal el-Durra ile birlikte Gazze'de çapraz ateş altında kaldı. Babası Cemal, oğlunu kurşunlardan korumak için onu küçük bir beton yapının ve varilin arkasına siper etmeye çalıştı. Kameraların saniye saniye kaydettiği o dehşet anlarında Muhammed, babasının kollarında hayatını kaybetti; babası Cemal ise ağır yaralandı. İkinci bölümde ise “Ruhumun ruhu” sözleriyle hafızalarımıza kazınan Halid Nebhan vardı. İsrail saldırılarında önce çocuğunu, ardından “ruhumun ruhu” dediği torununu kaybeden Halid Nebhan... Ve son olarak Hanzala.

İki koreografinin tam ortasında beliren Hanzala'yı anlatmaya ne kelimeler yeter ne de satırlar.

Ama kısaca anlatalım.Filistinli karikatürist Naci el-Ali, 1969 yılında sırtı dönük, yaklaşık 10 yaşında bir çocuk karakter çizdi: Hanzala.

Hanzala, Naci el-Ali'nin Filistin'den Kuveyt'e zorunlu göç ettirildiği sıradaki çocukluğunu da sembolize ediyordu. Hanzala hiç büyümedi.Çünkü verilen mesaj açıktı:

Filistin'de çocuklar hep çocuk kalır.

Yıllar geçse de savaş, ölüm ve işgal Filistinli çocukların hayatından eksilmedi. Hanzala'nın eski, yamalı ve yırtık kıyafetleri ile çıplak ayakları, Filistinli mülteci çocukların yaşadığı yoksulluğu ve zorlu hayat şartlarını simgeliyordu. Sırtının dönük olması ise yalnızca bir duruş değildi. Dış dünyanın ve uluslararası toplumun Filistin halkının yaşadığı acılara sırt çevirmesine yönelik bir protestoydu. Ellerinin arkasında kenetlenmiş olması da dışarıdan dayatılan çözümleri veya teslimiyeti reddeden bir tavrı temsil ediyordu.

Naci el-Ali'ye Hanzala'nın ne zaman yüzünü döneceği sorulduğunda verdiği cevap ise tarihe geçen sözlerden biri oldu:

“Ne zaman Filistinlilerin haysiyeti tehdit edilmez ve ne zaman özgürlüklerini ve insanlık onurlarını yeniden kazanırlarsa, o zaman yüzünü dönecektir.” Çizer hayatını kaybetti ama Hanzala hala sırtı dönük!

Tribünlerde Hanzala'nın ortaya çıkması bile başlı başına bir mesajdı. Fakat mesajlar bununla da sınırlı değildi. Dördüncü ve sembolleri açıklayan en güzel cümleydi.

Koreografinin altında kayan yazı olarak dikkat çeken şu cümle vardı:

“Silence is for when children sleep, not when they die.”

“Çocuklar uyurken sessiz olunur, ölürken değil.”

Bu tek cümle bile başlı başına bir köşe yazısına sığmaz. Ama mesajlar devam ediyordu. Barışın sembolü tam 42 adet beyaz güvercin, Batı tribününden gökyüzüne bırakıldı. Orta noktada ise ağzında zeytin dalı ve Filistin bayrağı bulunan bir başka güvercin vardı.

Bu güvercin adeta santrayı kaplıyordu. “Konya, sen ne yaptın böyle?” diyebilirsiniz.

Daha bitmedi. Karşılaşma öncesinde Filistinli futbolcular ile Konyasporlu futbolcular tribünleri el ele dolaştı. Maç öncesi verilen pozlar da omuz omuza verilmiş güzel bir mesajdı.

Seremonide futbolcuların ellerinden tutan çocuklar ise Filistinli çocuklardı. Ve maç başladı.

Dakikalar tam 10.14'ü gösterdiğinde, Maraton Tribünü'nden oyunu durdurmak amacıyla onlarca top sahaya atıldı. Ardından ışıklar söndü. Cep telefonu ışıkları açıldı. Konfetiler... Ve binlerce oyuncak tribünlerden sahaya atılmaya başladı. Filistinli futbolcuların gözlerinin dolduğunu, bu görüntülerin onları derinden etkilediğini düşünmemek mümkün değildi.

Peki neden 10.14?

Filistin'de hayatını kaybeden sporculara ilişkin tribünde verilen 1.014 sayısına gönderme yapmak için. Her anı dünyaya bir mesaj, her anı dostluk ve kardeşlik kokan bu karşılaşma, sanırım uzun yıllar konuşulacak. Ve kolay kolay unutulmayacak.

Bu esnada reklam panolarında Filistin'e destek veren mesajların yer alması da ayrıca dikkat çekiciydi. Konyaspor taraftarının “Onları evlerinde hissettireceğiz” mesajı öylesine söylenmiş bir söz değildi. Amaç, Filistinli futbolculara 90 dakika boyunca, kendi taraftarlarının önünde ve kendi ülkelerinde maç yapıyormuş hissini verebilmekti.

Konyalılar, atılan dört gole de çılgınca sevinerek onları gerçekten evlerinde hissettirdiler. Belki de Filistinli futbolcular, özgürlüğün ne demek olduğunu 90 dakika boyunca iliklerine kadar hissetti. Kocaman bir alkış Konyaspor taraftarına... Üstelik dışarıda kalan binlerce kişi de unutulmadı. Stadyum çevresine dev ekran kuruldu. Oraya kadar gelip de elleri boş dönmesinler diye her şey düşünülmüştü. Ve sonra...

Dakikalar 89:59 olduğunda dünyaya bir büyük mesaj daha verilecekti.

Maç 89:59'da durduruldu.

Skorborddaki süre durmuş, hemen altında kırmızı harflerle şu cümle belirmişti:

“Filistin özgür olana dek maç ertelenmiştir.” Ve bu görüntü dünyanın dört bir yanına yayıldı. Maçın sonunda oyuncular kucaklaştı. Futbolcular ile taraftarlar bütünleşti.

Bir günlüğüne... Hatta yalnızca 90 dakika için... Özgürlüğün keyfini çıkardılar.

Yarın mı? Üzülerek söylüyorum ki belki bir Filistinlinin bir bombayla ya da bir kurşunla hayatını kaybettiğine şahit olacağız. Ama onlar, bütün bunlara rağmen umutlarını ve inançlarını kaybetmediler. Belki de Konyaspor'un bu maçta verdiği en büyük mesaj buydu.

Futbol bazen yalnızca futbol değildir. Bazen bir top, bir pankart, bir güvercin, bir çocuk, bir tribün... Bazen 90 dakika...

Bazen de bir stadyum, milyonlarca insanın duymadığı bir çığlığı dünyaya duyurabilir.

Günün sözü:

 

Konyaspor bir spor kulübünden fazlasıdır. Çok daha fazlası...

Bu yazı toplam 19 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Seydişehir Postasi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim