• İstanbul26 °C
  • Ankara22 °C

Abdullah LEBLEBİCİ / Haber Köşe Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Abdullah LEBLEBİCİ / Haber Köşe Yazarı

Mezara Giren de Çocuk, Hayatı Kararan da…

25 Haziran 2026 Perşembe 08:30

 

Ölen 16 yaşında… Öldüren 17…

Bu iki cümleyi yazmak bile insanın içini acıtıyor. Çünkü artık mezara girenler de çocuk, mezara gönderenler de çocuk… İşte asıl felaket tam burada başlıyor.

Eskiden bu tür olayları başka ülkelerde duyar, televizyonlarda izlerdik. “Bizde olmaz” derdik.

Ama artık oluyor. Hem de art arda oluyor. Okullarda, sokaklarda, mahalle aralarında… Şiddet, öfke ve nefret çocuk yaşlara kadar indi.

Şimdi herkes birbirine aynı soruyu soruyor: “Bu gençliğe ne oldu?”

Ama dürüst olalım; mesele sadece gençlik değil. Asıl soru şu olmalı: “Biz neyi kaybettik?”

Çünkü çocuklar bir anda bu hale gelmedi.

“Bir yerlerde biz büyükler hata yaptık. Aile olarak yaptık… Toplum olarak yaptık… Eğitim sistemi olarak yaptık… Öğretmen, idareci, bürokrat, siyasetçi, medya… Hepimizin payı var bu karanlık tabloda.”

“Çocuklarımız artık sevgiyi değil öfkeyi daha hızlı öğreniyor. Sabretmeyi değil saldırmayı öğreniyor. Konuşmayı değil susturmayı öğreniyor. Empatiyi değil kutuplaşmayı görüyor.”

Sosyal medya şiddeti normalleştiriyor. Diziler, videolar, sokak dili gençlerin ruhunu zehirliyor.

Başarı baskısı altında ezilen, sevgisiz büyüyen, yalnızlaşan çocuklar içlerinde biriken öfkeyi bir gün patlatıyor.

Sonra ne oluyor? Bir evladımız toprağa giriyor… Bir başka çocuk ise hayatının baharında katil damgasıyla karanlığa sürükleniyor.

Kaybeden kim?

Hepimiz…

Çünkü kaybettiğimiz sadece iki çocuk değil; güven duygumuz, huzurumuz ve geleceğimizdir.

Daha acısı ne biliyor musunuz?

Bu olaylardan birkaç gün sonra her şeyi unutuyoruz. Yeni bir gündem geliyor, başka bir tartışma başlıyor.

Oysa toprağa giren çocukların ardından sadece gözyaşı yetmez. Artık ciddi şekilde düşünmek ve çözüm üretmek zorundayız.

Okullar sadece sınava hazırlayan kurumlar olmamalı.

Çocuklara hayatı, merhameti, vicdanı da öğretmeliyiz. Aileler çocuklarıyla aynı evde ama farklı dünyalarda yaşamamalı. Bir çocuğun cebindeki telefonu kontrol ettiğimiz kadar ruh halini de anlamaya çalışmalıyız.

Çünkü mesele çok büyük…

Bugün ölen 16 yaşında, öldüren 17 yaşında olabilir. Ama yarın kaybedeceğimiz şey sadece çocuklarımız olmayacak. Eğer bu gidişi durduramazsak; toplum olarak vicdanımızı, huzurumuzu ve geleceğimizi tamamen kaybedeceğiz.

İşte bu yüzden artık sadece üzülmek yetmez. Hep birlikte silkelenmek zorundayız. Çünkü bu işin sonu gerçekten vahim…

Bu yazı toplam 17 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Seydişehir Postasi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim